ve ardından söndü baharı gençliğimizin
ayrı ayrı eller tuttuk, başka başka gözler süzdük
sen bir yanda ben bir yanda
nice serüvene ve dahi nice belalara atlarken
haberli yahut habersiz birbirimizden
ne sen bana yandın, ne ben sana kaldım
Devamını okumak için tıklayınız »
Bir vakitler kaf dağında buluttum
Gamdan geçip ne olduğum unuttum
Aşk oduna tutuşunca sinemin çerçevesi
Ar-ı namus sözlerinin hepisini unuttum
Sevda okun delince göğsümün kafesini
Mey ile esrarın hoşluğunu unuttum
Devamını okumak için tıklayınız »
bir anlık ani tebessümdü gözlerin
ve hepsi masum ayrıldı benden
kimse böyle bırakıp gitmedi beni
ne sen yandın ne ben
ağlamak mı yanmak yoksa gülmek mi
ben ne ağladım ne de sen güldün bende
ne sen göz kırptın yarınalara
nede ben yarını düşlüyorum
ve biliyorum geri dönüşü olmayacak bu hikayenin
Merhaba arkadaşlar, bir süredir işlerle olan meşguliyetimden ötürü katılımda ve katkıda pek bulunamamıştım blog’umuza Devamını okumak için tıklayınız »
aşkından yanar yüreğim yandığım bana hoş gelir
cevrinden kanar bileğim kanayan yara hoş gelir
gelir gözü yaşlı aşıklar, bahçelerden içeri
ardlarından sakilerin badesi dolu gider boş gelir
sevda-i zülfün takılır gerdanıma, kızıl gonca gül gibi
senden gayrı güzel yok ki güller bana ot gelir
kaybolanın şarkısında bir notaydı
hem köprüden geçen gelinin saç bağı
hem almuslunun içliğinin yakası
bir dem bitez yalısından geçti
bir dem içti bir sakiden şarap
kimi arap kızı oldu camdan bakan
kimi yeşil çınardı boyuna uyan
Devamını okumak için tıklayınız »
can gider lele can gider
bir canana deste deste gül gider
nar olur gönüller alev alev ten yanar
zemheriden baharlara yol gider
yoldan içer misli misli yol vardır
aklı kenara kor doğruca dosta gider
Devamını okumak için tıklayınız »
ben istedikçe sevmenin gizlisini
huda attı bana ahudan sillesini
o koştukça ardından haraminin
bana toplattı gözyaşı sefinesini
ben istedikçe yâr istememesini
attılar yüzüme hasretin sillesini
hepsi birer zerreydi tarihten evvelinde
teker teker söz aldılar uykularında
sımsıkı sarıldılar sırlarına ve serlerine
ve uyandılar
ve uyandı tarih
onlarla başladı herşey…
sevileri deryalar aştı
gönülleri coşup taştı
haydi dile gel söyle!
söyle! yalnız mıyım hakkaten
tek mi tutuyorum seni
ondan mı etkisizim
haydi söyle!
haydi söyle!
tutamadım mı seni adam gibi?
inanmadım mı yoksa sana?
yoksa aciz miyim gerçekten?
eksik mi anladım seni?
haydi söyle!
vur hatalarımı yüzüme
senin için varım ben
gayrısı yalan
bana gizli sana ayan!
eğer doğruysam yol göster
nasıl gerçekleştireyim seni?
neler edeyim, nere gideyim?
senin isteklerin kime nasıl diyeyim?
ya diyemediklerim nedeyim?
yazayım yahut çizeyim?
sana layık olmayı senden isteyim
senden gayrı kimler seveyim?
adım adına, canım yoluna kurban
senin tek senin yoluna bu can
gayrısı yalan!
yol ver bana, hedef göster
koş de, yap de!
can ver bana ve de sabır.
31,12,2007
Babil Kafe
Deli Oğlan yârlar sevdi
Döndü döndü hep vazgeçti
Sorarlarsa neler sezdi
Soranın da avradını…
Sigarasın Japon aldı
Telekom’un Fransız
Petrolünü hiç sorma
Alanın da avradını…
Hainleri hep gözledi
Oyunların hep söyledi
Sözlerine gülen oldu
Gülen’in de avradını…
Altı yıldız sırrın çözdü
Uyurların gözün açtı
Dümenlerin ipe dizdi
Görmeyenin avradını…
Karıncayın taraf seçti
Dünyalara ilan etti
Tarafına iş eyledi
İnkârcının avradını…
Sövdü sövdü beri durdu
Saydı saydı geri sustu
Korkuların hep haykırdı
Duymayanın avradını…
Del’ Zemheri söz söyledi
Kazak Abdal’a atfeyledi
Gören gördü bilen bildi
Bilmeyenin avradını…
31,12,2007
Babil Kafe
bana değil hayata
sana bakan ufuklara
bekleyen uzaklara
sevene ve sayana
gülene ağlayana
senden uzakta
elleri tuzakta
melül mahzun sızlayana
aç kucağını
annene sarılır gibi
ver…
neyin varsa
ve al
neyin yoksa
02,01,2008
ev
adını andım dumanı çektim
çektikçe andım andıkça öldüm
öldükçe gördüm gördükçe sevdim
severken güldüm gülende öldüm
ölürken oldum ve olurken gördüm
görünce güldüm gülünce öldüm
öldükçe çektim,çektim,çektim…
çekerken andım, anarken öldüm
ölende de güldüm, her nefeste sevdim
severken güldüm, ayrukta soldum
güldüm,soldum,eridim, bittim.
bittim de oldum, olunca doğdum
doğup da heceledim, adıyla geceledim
geceleri heceledim, hecelere sevilendim
sevilerle güldüm, pişmanlıkta soldum
güldüm,soldum,öldüm,doğdum ve oldum…
11,01,2008
Çemberlitaş
canı sıkılan mahlukatlara
abuklara ve sabuklara
gelene ve gidene
lazım olanla olmayana
sevene ağlayana
kızana ve gülene
kaleme ve kaşa
sürmeyle göze
yalana ve dolana
ölüyle diriye
isyanım var üleynnn!
29,01,2008
köşelerde geçer ömr-ü hayatım
bir başıma kendim ile yastayım
ağlarım tenhalarda sessiz sedasız
el yanında sözümona coşarım
cuşa gelir gönlüm ara vakitlerde
sorar ara sıra sevdiğin nerde?
ne adını bilir, ne tadını
o halde, aşık zamansız hayallerde…
hayallerle hülyalarım karışık
her daim yalnızlığa alışık
kalabalık şehirlerde bir başıma
gezerim geceleri tenhalarla barışık
29,01,2008
karış karış gez dünyayı
hare hare kokla gülü
gel yanıma gir koluma
bende dinle bülbülü
31,01,2008
mazlumun kanına girer mazlum
hedef de tetik de mazlum
perde ardında gezer zulüm
açıkta saklanır zalim
sövüp sövülen masum
sövdürene kabusum
perde ardından güler
karanlık kabusum
altı köşeli irade çektirir tetiği
yediği irin , kandır içtiği
04,02,2008
44. dönem yıllığından….
saymadım, sayamadım kaç kişilerdi…
ama biliyorum nasıllardı
kuliste tanışmışlardı, gülücükleri vardı…
hemencecik kaynaşmış…
aynı kadına anne diyordu hepsi de,
biri ağabeydi, biri apla, biri kardeş…
arada bir fikirleri olurdu
anlatamaz, içlerinde tutarlardı.
kocaman, karanfil kokulu bir yüzdü bir tanesi
“çaaaaal” derdi arada sırada…
sonra biri daha vardı ki elinde hep çekiç
şimdi de örsle üzenginin peşinde imiş…
gözleri yaşartan bir ses vardı yine
hala can teslim eder dalgalar vurdukça…
ve o şiveli konuşan adam
hatırlarım hep orta kahve içerdi…
bir tanesi kutuplardan gelmişti
o çok konuşkan hani, paytak olan…
ya o lazistanlı başa bgela fettana ne demeli
kaç koca eskitti de bana mısın demedi…
bir de safları vardı boynu bükük
pilicin altındaymış hala çişi…
ötekinin eşekleri vardı merzifon marka
hala beklemede birşeyler davasını kapatandan…
ve o renkli insan, onun gözleri görünüyordu bir tek
çamların altında 13 ateşböceği karanfiller koklarken…
tabiatın bağrından kopmuş biri vardı ki aralarında
hala merak edilir adalelerinin nereden geldiği…
unutmadan, bir de küçük adam vardı, yazan okuyan…
o mu?
yazıyor hala utanmadan sıkılmadan…
elele verip atıldılar koca maceraya, sevi uğruna
insaniyet yoluna
nasıl atlattıalr türlü belaları
nasıl aldılar vaadedilen eşyaları
bir kaseye onlarca el soktular
bir bardağı kaç dudağa değdirdiler
ben bilirim, onlar bilir, bir de bildiren…
ver elini, uzat bana
tayy-i mekan, tayy-i zaman edip
göstereyim sana
dünü, günü
eşşeği, gölgeyi
pintiyi ve deliyi…
devrin devir olduğu devirdi
cinler cirit kovalarken
beş fedai bir orduyu devirdi
canlar canan derdine koşarken
canan ne çamları devirdi
dost hayallere yanarken…
herşey ben yaşarken oldu
biri şehirlerarası bir yolda
biri mektepler arası bir anda
ne oldu nasıl oldu dersen
bak onu bilemem işte
ama bildiğim bir şey var
ne olduysa güzel oldu
açtığım koyna kuş kondu
Devamını okumak için tıklayınız »

Recent Comments