Şub 17
işte yine başlıyoruz
sen kın olup bohçana sığamayacak kadar hırçın
ben ise mahşer yeriyim. dokunsan her yerimden vurdum duymazı alacaksın
ateş ve barut külden ve sisten gülüyoruz
dokunsam yakacak canımızı ellerim
kaçırıyorum ellerimi üzerinden ve bakamıcak kadar kör oluyorum
duygusuz bir ana sürükleniyorum
işte yine başlıyoruz
ben sır olup sızıyorum kollarından
sen ise sarhoş hayyam misali suç oluyorsun
hangi yüzyılda yaşıyacağını bilmeden
korkuyorum artık
yine başlıyoruz bak görüyormusun
sen sessizliğe mahkum edilmiş bir resim oluyorsun
ben ise ressamı oynuyorum
herşeye biçim veren ben
vereceğini bilen ben
sana hiçbir biçimde biçim veremiyorum
nedendir bilinmez
ben sende biçimleniyorum
Şub 17
susma
dışa vurma zamanı değilmidir artık
daha nekadar içine atacaksın ağlayamıyormusun
yoksa mantık dediğin şey seni alımı koyuyor
daha kaç zaman susacak gözlerin
kaç zaman daha derine işleyecek o son sözlerin
gururdan ziyade vicdan hesabımı yapacaksın
susma
dikkatleri üstüne çekiyorsun
yakalanmaya yüz tutuyorum
yalanların ardına gizlenmeyi öğrenmek kolaymı sanıyorsun
dışa vur artık sadeliğini ve kus içindeki gözyaşlarını
ve son olsun artık
ne sen bir damla yaş akıt nede ben bu susuluğumu gidereyim
Şub 14
vakti gelmişti vakitsiz gecelerin o bitmek tükenmek bilmeyen ızdırabı
şimdi yine soğuk damlalar saracak gözlerimi pişmanlığı en yoğun zifiri karanlıklarında
sürçü-lisan edecek edepsiz ebedi ömrüm ve ben yine af dileyeceğim senden
hayatın sızısı sızacak derinliklerime adab-ı mahşer yeri gibi ızdırab dolacak bedenim
kaç kişi daha yanar böyle ve kaç ki daha ağlar sayemde
sınırı varmıdır katılığın yada limitini mi aştık gaddarlığın
kim yakabilir ki böyle ve kim acıtır bir yavrunun masum bakışlarını
oysa ihbar ediyorum kendimi pişmanlığın en zifiri karanlıklarına
mutlak saltanat hayalleri benimkisi
umut dolduryorum yarınlara ve düşlüyorum fethettiğim mecraları
nekadarda boşaltılmış olsada kendimce dolduruyorum sokakları
oysa dünden kalan bir eksik bozuyor bütün kimyamı
çok değil yeni unuttuğum unutmak istediğim seni
koyacak bir duvar bulamıyorum
dedim ya pişmanlık bu benimkisi
sırat köprüsü kadar ince bir ip üzerine kurulu bir odada
pişmanlıklarla dolu duvarlara koyamıyorum seni
hatırlamazmısın duvarlarım gözyaşlarınla dolu
Şub 12
şimdi herşey seni hatırlatıyor…
ne yana baksam hoş bir edayla bakıyorsun,
nekadar da solgun ve bi okadar masum.
rüzgarın tam da bittiği sırada
anlamsız bir esinti karşılıyor gözlerimi
inceden buğulanıyor
ismini yazmak istiyorum ve birden kayboluyor bakışların
heybemden küfürler çıkarıyorum
sokaklara saçıyorum ve sen yine bakıyorsun, anlamsız ve bir okadar da masum.
beklemeye başlıyorum seni
karaköy iskelesinin o karmakarışık, mozaik mecralarında
sonra anlamlı bakışlar yakalıyor beni karaköyün koyu mavi duvarlarında
aklıma geliyorsun
ve içimden tekrar ediyorum
seni sevmek karaköy iskelesinde vapur beklemek gibi bir şey
çok basitmiş gibi görünebilir
ama nerden bileceksin ki
o vapur beni sana getirir.
şimdi herşey seni anımsatıyor.
beyoğlunun sonu gelmez sokaklarında
alaturka bir müzik çalıyor.
kendimi kaybedercesine eşlik ediyorum bir sokak sonra değişiyor tüm sokak
eski halinden eser kalmamışcasına
alay ediyor ışıklar
ve birden nevizadede buluyorum kendimi
çok soğuk insanlar karşılıyor etrafımı
ürperiyorum ara ara ve tutacak bir el arıyorum
sonra ellerin koşuyor yardıma
hesapsiz sualsiz
karşılıyor ellerimi. gizlice coşku sarıyor etrafımı
yaşananlar oyunmuşcasına
ellerim nezaman boş kalsa
korkunun üstüne gideceğim ve nevizade akşamlarında seni hep bekleyeceğim
Şub 07
vakitsiz gecelerde sokağa çıkmak gibidiri seninle olmak
kaç bahar görecek parmak uçlarımız ve kaç kar tanesi yolunu kaybedecek kendi diyarında
isimsiz sokakları dolanacak tellal
fermanı belirsiz.

gün yüzü görmeden, sanki zehir-zemheri bir yolda yolunu kaybedecek kendi diyarında
ve sokaklara çıkamaz olacak gözlerimiz
nereye baktığı belirsiz.
amansız bir korku saracak tenimizi
ayrılığın acısını hissedecek ellerimiz,arayıp bulamıyacak yolunu kaybedecek kendi diyarında
ufaktan bir esinti üşütecek benliğimizi
ısınıp ısınamıyacağımız belirsiz.
hesapsız bir yolun başlangıcında duracağız
ne geriye bir adım nede ileriye bir adım kurtarabilir bizi
vakitsiz, süresiz, amansız bir mahşer yeri burası
çünkü burada herşey BELİRSİZ…
Şub 07
Kayboluyorum farkındamısın.
Ne tanıdık bir yüz nede bir mekan. Herkes yabancı.
kayboluyorum.
ellerinden kayıp çok uzak olmayan mazine dalıyorum.
mazinde hatırlanmayı kim isterki
farkında değilmisin kayboluyorum.
uçurum kenarı olmuş maziyi düşleyen rüyalarım
ve uşsuz bucaksız sevdalara dalıyor gözlerim
kime bakacağını bilmeden.
ama en zoru ve en katlanılması zor olan
yüreğinin derinliklerinden KAYBOLUYORUM.
Oca 25
takadan bozma bi teknem olacaktı haliçte benim…
hani, mim-mimciyken namlu taşıyan, dedemle…
işte onunla kaçaçağız sevdiceğim
en alevli belalara…
iste o takanın kaptan köşkünde
dalacağım gözlerinin buğusuna
bir elim sıvazlarken piştovun kabzesini
bir elim saçlarinda, yakacağım
belki en ittihatçı fikrimi…
ardımızda bırakarak puslu sönük bir mazi
düşeceğiz sulara vatansız birer yetim gibi
ve deniz yineden yeşertecek bizi
iki yüce ormana, çiçekleri intikam yemini…
Oca 25
ve sen yine denendiğinde
ve yine kalbin daraldığında
ve yine bütün kapılar kapandığında
ve sen yine ne yapman gerektiğini bilmediğinde
uzun uzun düşün, ve yaradanını hatırla…
Yatağından doğrul
usulca bir sigara yak
nefesini takip et, dikkat et biraz daha
derin uykundan uyan
bak yaradanın koynunda…
___
doğrul
latif bir tebessüm sun
doğrul
nazikçe şükranın sun…
___
ve uyan tekrar
ve tekrar doğrul
bir vakit semaya bak
bir yıldız seç
tebessüm et bir selam çak
yanında farzet
latif bir tebessüm sun
müsade et rüzgara
dileğince essin
kendini içinde farzet
yüksel seçtiğin yıldıza
yaradandan hediye rüzgarla…
Ağu 29
evet efendim isnat edilen iddiaların istisnasız tümü doğrudur hakkımda…
peri padişahından günah çalmışlığım da vardır, gayya kuyusundan ilham da…
Ağu 26
evet sayın savcı
isnat edilen tüm iddialar doğrudur hakkımda
doğrudur kız kulesi’nin ırzına
bir şafak vakti geçtim
billahi şahittir mehtap da
öylesi şehvetli yatıyordu ki boğazın koynunda
geldiğimi görmedi bile martılara cilve yaparken
ah, öyle tatlı yatıyordu ki istanbul’un koynunda
Devamını okumak için tıklayınız »
Ağu 21
devlet-i aliyye-i ebed müddet…
devlet-staat…
asker devleti mi?
polis devleti mi?
vatandaş devleti mi?
devlet…
dini duygulara tehdit,
milli bilince kılıf,
bireysel özgürlüğe kefen!
Devamını okumak için tıklayınız »
Ağu 21
bu fiilin karşısında,
nefs-i müdafaa bile yapmadım!
hakim de hakem de faildi aslında!
suç delilleri dağılmış etrafa…
hepsini sırtladım,
götürüyorum beraberimde arafa!
sereceğim Hakk’ın huzuruna!
………..
……….
……..
dilim mezarım oldu sonunda…
ve ben çıplak ayaklarınla
yürüyorum idam sehpasına!
yolun iki yanı gelincik tarlası
buram buram yeşil kokuyor.
bakın söz mahkumu geçiyor!
Devamını okumak için tıklayınız »
Ağu 21
canım ülkemde
tarih yapılamıyor
ne yazık…
hemen karşı çıkmayın,
bir dinleyin hele!
şimdi diyeceksiniz ki,
‘’saçmalamayla başladı bu cümle!
tarih yapılmaz,
vardır,anlatılır,yazılır!”
Devamını okumak için tıklayınız »
Ağu 10
söz vermiştim kendime bu sabah
yazmayacaktım artık aşka dair
ah o reklam panosu olmasaydı…
sormuş bi de utanmaksızın
koskoca manşet harflerle
“aşk nedir?”
diyesim geldi
“lügatımda kelime-i bi-edeptir”
Devamını okumak için tıklayınız »
Ağu 05
Sevda yağlı bir ilmektir, dolanır Adem boynuna…
Yalan sinsi bir yılandır, girer Adem’in koynuna…
Maşuk yalçın bir dağ, çıkar Ferhat yoluna…
Leyla bir özge candır, kastı Mecnun canına…
zemheri \ beşiktaş 31.03.2009 19:05
Sevda bir yağlı ilmektir, dolanır Havva boynuna…
Doğru sinsi bir papağandır, girer Havva’nın koynuna…
Mâşuk yalçın dağdır , Şirin’in yoluna…
Ferhat sevdi âşık oldu, Şirin sevdi mâşuk oldu…
Leyla mı kast eyledi canına, Mecnun mu eyledi cananına…
Can Beşiktaş’tan seslenir, Canan Kadıköy’den ses verir…
Sesler buluşur Boğaz’da , destanları çıkar Arafat’a…
zemheriye\ kadıköy 05.07.2009 12:15
Ağu 04
MERHABA ANNE,NASILSIN?
NE O TANIMADIN MI KIZINI?
BAK GELDİM İŞTE SANA
SEN DEMEZ MİYDİN “BENİ YALNIZ BIRAKMA”DİYE?
İŞTE BIRAKMIYORUM SENİ,GELDİM YANINA
BELKİ BİRAZ GEÇ KALDIM AMA SENİN SÖZÜNÜ DİNLEDİM ANNE
SEN DEMEZ MİYDİN “BENİM KARŞIMA BENİM İSTEDİĞİM GİBİ ÇIKACAKSIN” DİYE?
İŞTE ANNE SENİN İSTEDİĞİN GİBİYİM
Devamını okumak için tıklayınız »
Tem 31
“eşref bey’in emir eri zenci musa; omuzundan arşa yükseldi nebi isa” Mehmed Akif
hepsi birer zerreydi tarihin evvelinde
söz aldılar uykularında bir bir
sımsıkı sarıldılar sırlarına ve serlerine
uyandılar
ve uyandı tarih
onlarla başladı herşey…
Devamını okumak için tıklayınız »
Tem 31
Huda adın anarak başlayalım söze
Lazım gelir hikayet eden söze
Vakitlerde kutlu güzel bir vakitti
Dervişan Rûm elinde yarı sabitti
Öyle vakit ki erenler de keşişler de yiğitti
Cenk meydanı aşıklardan maşuklara geçitti
Devamını okumak için tıklayınız »
Tem 27
hele felek neydi kastın, nişangah ettin beni
dağdan yara, yardan taşa savurdun beni
sevda-i zülfü taktın gerdanıma ağlattın
şu cihanda acizlere serdar eyledin beni
çokça vakit bir güzelin ateşine yandırdın
yaktığın kanatlarla anka eleydin beni Devamını okumak için tıklayınız »
Tem 23
ne olur…
beni bırakıp gitsen
ki ben şuracıkta ölsem
ne adımı ansan ne yüzümü
görsen ki şuracıkta ölsem
Devamını okumak için tıklayınız »
Recent Comments